filmov
tv
kitaro | caravansary

Показать описание
Selâm! Nasılsınız?
Son birkaç gündür nasılsın diye sorduklarında baş ağrısından ibaretim demek istiyorum. Bir keresinde bir şair “Nasılsın diye sorsanız iyi pilav yaparım derim” demişti ama tabii bunun şu an olanlarla bir alakası yok. Bi keresinde de dedemi ve Borges’i köy evimizde sobanın dibinde konuşurken görmüştüm rüyamda. Dedem Borges’e cennetin ılık sütten ırmaklar ve tatlı meyve ağaçlarından olduğunu söylemişti. Borges cenneti ucu bucağı olmayan bir kütüphane olarak düşlermiş hep. Rüyamda da öyle demişti dedeme. Keşke dedemin cevabını duyup öyle uyansaydım. Gerçi bunun da konumuzla alakası yok. Sahi bizim konumuz neydi? Keşke şu an konumuz Kitaro’nun acaip iyi müzikler yapması olsaydı. Ya da bütün iyi kitapların nereye kaybolduğunu konuşabiliriz. Ya da ne bileyim “sizce benden adam olur mu?” anketi yapsaydım da beni oylasaydınız. Arkadaşlar benden adam olmaz, bu tez bitmez. Acaba dedem Borges’e ne dedi? Belki şu an ikisi de cennette komşudur. Dedem ona benim deli gibi kitap okuyan biri olduğumu anlatıyordur. Dedem bugün burda olsa, beni böyle boş boş otururken görse sana noldu böyle derdi. Bilmiyorum dede bana noldu böyle?
Hehh konumuzu hatırladım. Ertelemek… Evet bugün bunu konuşacaktık. Aslında bugün sizinle bunu konuşmaya şu an karar verdim. Doğum ve ölüm hariç her şeyin ertelenebildiği o fantastik diyarda yaşıyoruz. Yaşamayı ertele, okumayı ertele, o acaip iyi müziği dinlemeyi ertele. Şu an telefonunuza benim video attığım konusunda bi bildirim geldi ve siz belki o bildirimi de ertelediniz. Ama videonun sahibi de zaten o videoyu aylarca erteledi… Ne yapacağız böyle. Bizim de içimizde yaşamak debelenmeli, kıvrak ve küheylan. O zaman aşk ile bir kez daha başlayalım yaşamaya. Ve bana sorarsanız dedem Borges’e böyle tuhaf şeyler söylemek yerine sıcak bir çay içmesini söylemiştir.
YAŞAMAK UMRUMDADIR
Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Allah'ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
Ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
topraktan sıyrılıyor.
Ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
Arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum.
Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.
Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir karşılık vereceğim
Sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim.
(İSMET ÖZEL)
Son birkaç gündür nasılsın diye sorduklarında baş ağrısından ibaretim demek istiyorum. Bir keresinde bir şair “Nasılsın diye sorsanız iyi pilav yaparım derim” demişti ama tabii bunun şu an olanlarla bir alakası yok. Bi keresinde de dedemi ve Borges’i köy evimizde sobanın dibinde konuşurken görmüştüm rüyamda. Dedem Borges’e cennetin ılık sütten ırmaklar ve tatlı meyve ağaçlarından olduğunu söylemişti. Borges cenneti ucu bucağı olmayan bir kütüphane olarak düşlermiş hep. Rüyamda da öyle demişti dedeme. Keşke dedemin cevabını duyup öyle uyansaydım. Gerçi bunun da konumuzla alakası yok. Sahi bizim konumuz neydi? Keşke şu an konumuz Kitaro’nun acaip iyi müzikler yapması olsaydı. Ya da bütün iyi kitapların nereye kaybolduğunu konuşabiliriz. Ya da ne bileyim “sizce benden adam olur mu?” anketi yapsaydım da beni oylasaydınız. Arkadaşlar benden adam olmaz, bu tez bitmez. Acaba dedem Borges’e ne dedi? Belki şu an ikisi de cennette komşudur. Dedem ona benim deli gibi kitap okuyan biri olduğumu anlatıyordur. Dedem bugün burda olsa, beni böyle boş boş otururken görse sana noldu böyle derdi. Bilmiyorum dede bana noldu böyle?
Hehh konumuzu hatırladım. Ertelemek… Evet bugün bunu konuşacaktık. Aslında bugün sizinle bunu konuşmaya şu an karar verdim. Doğum ve ölüm hariç her şeyin ertelenebildiği o fantastik diyarda yaşıyoruz. Yaşamayı ertele, okumayı ertele, o acaip iyi müziği dinlemeyi ertele. Şu an telefonunuza benim video attığım konusunda bi bildirim geldi ve siz belki o bildirimi de ertelediniz. Ama videonun sahibi de zaten o videoyu aylarca erteledi… Ne yapacağız böyle. Bizim de içimizde yaşamak debelenmeli, kıvrak ve küheylan. O zaman aşk ile bir kez daha başlayalım yaşamaya. Ve bana sorarsanız dedem Borges’e böyle tuhaf şeyler söylemek yerine sıcak bir çay içmesini söylemiştir.
YAŞAMAK UMRUMDADIR
Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Allah'ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
Ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
topraktan sıyrılıyor.
Ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
Arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum.
Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.
Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir karşılık vereceğim
Sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim.
(İSMET ÖZEL)
Комментарии